• Facebook
  • Twitter
  • İnstagram
  • Youtube
  • Google Plus
Şehrin şahitleri kapılar

İstanbul’u sur dışı dünyaya bağlayan kapılar, tarih boyu ne mücadelelere sahne oldu. Kale bedenlerinin aşılamadığı her yeni kuşatmayla cazibeleri arttı. Yeri geldi bir sahabenin, yeri geldi bir fetih şehidinin kabrine komşu oldu. İstanbul’un sur kapıları, günümüzde hem genişleyen şehrin semtlerini hem de geçmişle bugünü birbirine bağlıyor.

Dünya tarihinde en çok kuşatılan ve elde edilmesi için en çok çaba sarf edilen şehirlerden biri şüphesiz İstanbul’dur. İlkçağda şehri alma adına Boğaz’a köprü kuran Perslerden, devasa orduları ile Konstantinapolis hendeklerini binlerce cesetle dolduran Bulgarlara, Bizantium halkına kızdığı için surları yerle bir eden Roma İmparatoru Septimus Severus’tan, kendi dindaşlarına bile acımayan Latinlere kadar kimler kimler bu surların önüne gelmiş ve İstanbul kapılarını zorlamışlardır. Kimileri Emevi orduları gibi yıllarca süren kuşatmalarla bu kapıları aşındırmış, kimileri de Avrupa Hun İmparatoru Atilla gibi Altın Kapı’nın önüne kadar gelip gerisin geriye dönmüştür.

Kıtaları birbirine bağlayan ve denizleri birbirinden ayıran bu muhteşem şehrin kapıları açılamayıp, surları geçilemedikçe cazibesi artmıştır. Derken şehir, Büyük Roma İmparatorluğu’na başkent olma şerefini elde edecek ve artık surları üzerinde İmparatorluk kapıları belirmeye başlayacaktır. Şan ve şerefle şehre dönen her bir imparatorun, içinden geçmek istediği Altın Kapılar inşa edilecektir. Pagan Roma’nın inanışları da yansıyacaktır bu kapılara. Başta Herakles olmak üzere nice mitolojik kimlik, efsanelerden fırlayarak bu kapılarda kendilerine yer beğeneceklerdir. Derken Roma’nın Hıristiyanlaşma dönemi başlar. Artık İstanbul tek bir Allah’a inanılan kutsal bir şehirdir. Hıristiyanlığın reddettiği pagan heykeller bir bir temizlenirken, bu kez Şehrin Şahitleri kapılar da Hıristiyanlaşır. İmparator Konstantinos’un surlarına ait en meşhur kapıya İsa Kapısı denecektir. Roma’nın ihtişamına paralel olarak şehir de büyür. Surlar dar gelir, kapılar yetmez olur. Neticede surlar da kapılar da artar. Ve Konstantinapolis, dünya üzerinde en çok kapısı olan şehir unvanını alır.

Peygamber arkadaşları emanet 

İslamiyet’in zuhuru ile birlikte Emevi ve Abbasi akınları başlar Konstantinapolis üzerine. Hz. Muhammed’in (sas) müjdesine mazhar olmak isteyen bir adanmışlar ordusu gelir bu kez kimseye kapılarını kolay kolay açmayan şehrin önlerine. Yıllarca süren kuşatmalar gerçekleşir ama kapılar dayanır. Arap orduları geri çekilmek zorunda kalırlar. Ama arkalarında çok önemli emanetler bırakmışlardır. Yüzyıllar boyunca bu kapıların açılacağı anı beklemek üzere buraya defnedilmeyi vasiyet eden sahabeleri, Peygamber’in (sas) arkadaşlarını.

Haçlı Seferleri başlamıştır. Avrupa derlenip toplanıp Ortadoğu’ya yüklenmektedir. Ama Ortadoğu’nun yolları da İstanbul’dan geçmektedir. Bu kez tarihi kapılar Haçlı Ordularına açılır. Frederik Barbaros’lar gururla geçerler Bizans’ın şanlı kapılarından. Fakat Selçukluların hezimete uğrattığı Romen Diyojen’ler de aynı kapılardan bu kez iki büklüm gireceklerdir.

Hain bir saldırı ilk kez kapıların aşılamaz unvanını sarsar. Kudüs’e gitme niyetindeki Haçlılar şehrin cazibesine kapılarak dindaşlarına ait kapılara yüklenirler. Gafil avlanan Bizans esarete düşmüştür. Artık yarım asır boyunca bu kapıların denetimi Latinlerin elinde kalacaktır.

Ve surların Fatih’i geliyor…

Söğüt civarından bir çınar yeşermektedir. Kollarını alınamaz şehre doğru uzatan. Anadolu’dan Balkanlar’a etrafını çepeçevre sardıkları halde kapıları onlar da açamamışlardır. Yıldırım Bayezid’ler, 2. Murad’lar bıkmadan usanmadan Konstantinapolis kapılarına yüklenirler ama öncekilere aman vermeyen kapılar onlara da eyvallah etmez. Çünkü kapılar Fatih’ini beklemektedir. Ve beklenen gün gelir. Çocukluğundan beri bu surları aşmanın, bu kapıları geçmenin planlarını yapan Fatih Sultan Mehmet, kuşatmayı başlatır. Dev toplardan yer altı lağımlarına, aşırtma kulelerinden yağlı gemi kızaklarına kadar neler neler denenir. Derken ilk kapı açılır. Haliç surları üzerindeki Cibali Kapı’dan Cebe Ali’ler atlayıverirler içeriye. Sonra Ayakapı, topların gülleleri de surlarda kapı gibi gedikler açmıştır. Edirnekapı yakınlarındaki bir gedikten Fatih Sultan Mehmet de giriverir şehre. Artık şehir Osmanlılarındır. Konstantinapolis İstanbul’a dönüşürken kapılar da Osmanlılaşır, isimleri; Edirnekapı, Belgradkapı, Silivrikapı oluverir. Bizans bu kuşatmanın büyüklüğünden öyle korkmuştur ki şehir kapılarını kapatmakla kalmamış bir kısmını da ördürmüştür. Osmanlılar fetih sonrası bu kapıların bir kısmını açmaya gerek görmeyince şehrin bir de kör kapıları olacaktır.

Fatih’in kuşatmasının şehir kapılarına bir hediyesi daha vardır. O da fetih şehitleridir. Artık İstanbul sur kapıları önünde, kapıların açılacağı günü hayal ederek ruhunu teslim eden sahabelerle koyun koyuna yatan fetih şehitleri bulunmaktadır.

Geçen yüzyıllar içinde Osmanlı boyası şehrin her yerine çalınır. Kapılar da bundan nasibini almıştır. İstanbul kapılarında nöbet tutan yeniçeriler nöbet mahallerine bölüklerinin sembollerini kazır dururlar. Bugün nice sur kapısının üzerindeki sancaklardan kılıçlara, topuzlardan miğferlere nice figür bizi o günlere götürmektedir.

Bu süreçte yepyeni Osmanlı kapıları da ortaya çıkar. 4. Murat’ın Yenikapı’sından, depremlerin sebep olduğu Çatladıkapı’ya, Eğrikapı’ya kadar bir nice mekan daha eklenir yaşlı surlara. Bu dönemde yapılanlar olduğu gibi elbette yıkılanlar da olmuştur. Sultan Abdülaziz’in Alman mühendisleri, yapılacak tren hattının saray burnunu dolaşması gerektiğini arzları üzerine; “Sırtımdan bile geçirseniz razıyım.” diyecek ve Sarayburnu’ndaki sur ve kapıların bir kısmını yıktıracaktır.

Osmanlı’nın nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Artık surlar ve kapılar onlara emanettir. Ama İstanbul inanılmaz bir şekilde büyümektedir. Geniş yollara, denize açık sahil şeritlerine ihtiyaç vardır. Devrin Başbakanı Menderes tarihi emrini verir. Surlarda yeni gedikler açılacaktır. Ama tarih boyunca olduğu gibi dışarıdan değil, bu kez içeriden açılacaktır. Çünkü Vatan ve Millet caddelerinin dışarıyla buluşması gerekmektedir. Edirnekapı ve Topkapı’nın yanlarına ikincileri açılır. Ama bu kez devasa boyutta. Marmara Denizi boyunca uzanan doldurma bir sahil şeridi yapılır. Surları ve kapılarını yalayarak geçen bu kıyı yolu, her nedense tam kara surlarının başladığı mermer kule öncesinden surlara dalar ve bir gedik de o açar dışarıya doğru. Bugün Cumhuriyet Türkiye’sinin bu yeni kapılarından her gün binlerce araba girip çıkmaktadır şehre.

Velhasıl-ı kelam, Roma’dan Bizans’a, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kadar şehri koruyan ve gözeten, her giren çıkandan haberdar olan tarihi kapılarımız bize nice tarihi vak’ayı ve şahsı anlatmaya devam ediyor.

talha-ic400

Konstantin surlarından günümüze kalan tek iz

İstanbul’u kuran ve adını veren Roma İmparatoru Konstantin, âdet olduğu üzerebu imparatorluk şehrinin etrafını surlarla çevirtecektir. Bu surların Kocamustafa Paşa’dan Eminönü’ne doğru uzanmakta olduğu tahmin edilmektedir. Ancak günümüze şehrin bu ikinci sur bloku hakkında pek bir şey ulaşmamıştır. Theodosios’un, şehrin büyümesi ile yaptırdığı üçüncü ve bugün hâlâ ayakta duran hat neticesinde kullanılamaz hale gelecektir. Konstantin’in surlarından günümüze ulaşan tek iz, Kocamustafa Paşa’da Adli Tıp’ın önündeki bahçede bulunan Esekapı Mescidi’dir. Son derece eski olan ve bugün tamir bekleyen bu mescit, aslında zamanında ayakta olan bir sur kapısının dibine yapılmıştır. Konstantin döneminin sur kapılarından biri olan bu geçidin adı İsa’dır (İsa Kapısı). Mescit adını buradan almıştır.

Üçlü sur sistemi

İstanbul surları, yeryüzünün en gelişmiş sur sistemi olup üçlü bir engele sahiptir. Haliç ve Marmara Denizi tarafında tekli bir sistem olsa da özellikle Yedikule ve Edirnekapı arası muhteşem bir savunma sistemi halinde hâlâ durur. En önce geniş ve derin bir hendek, arkada dört metrelik ilk sur duvarı, arkasında on metrelik ikinci duvar, arkasında on altı metrelik üçüncü sur duvarı ve bunun üzerinde de yirmişer metrelik burçlar bulunuyor.