• Facebook
  • Twitter
  • İnstagram
  • Youtube
  • Google Plus
İşte Harem yalanının belgesi

 Talha Uğurluel, “Harem’e bir erkeğin, hele de bir Avrupalının girmiş olması mümkün değil. Orası Osmanlı’nın kozmik odası” diyor. Bunu da Melling Kalfa’nın çizdiği Harem gravürüyle ispat ediyor.

Tarihçi-yazar Talha Uğurluel ile röportajımızın dünkü bölümünde Harem sistemini, Hürrem Sultan’ın nasıl yetiştirildiğini, nasıl evlendirildiğini ve onun üzerinden Kanuni Sultan Süleyman’ın nasıl karalandığını anlatmıştık. Bugün biraz daha özele inip, Hürrem Sultan’ın şair yönünü, hırslarını, giyim-kuşamını, neden hedef tahtasına oturtulduğunu ve Avrupalıların tuzağına nasıl düştüğümüzü konuşuyoruz.

Avrupalı ressamların çizdiği saçı açık Hürrem portreleri var. Bunları nasıl çizmişler?

Hepsi uydurma, hayali. Mümkün değil görmeleri. Nerede görecek? Mesela, Melling… 3. Selim döneminde İstanbul’a gelmiş bir ecnebi. Bir dönem tasarımcılık ve mimarlık da yapmış. ‘Melling Kalfa’ diye meşhur olmuş. Melling Kalfa gravür de çiziyor. Harem’i de çizmiş. Saray ile irtibatlı iş yapan biri de olsa, bunun Harem’e girmesi mümkün değil. Karaağalar (Harem ağaları) bile kapının bir yerinden sonra kalıyorlar. Melling’in çizdiği gravürdeki Harem’e bakıyorum; kız yurdu gibi. Kat kat çizmiş. Birinci katta yer sofraları kuruluyor, ikinci katta namaz kılınıyor, üçüncü katta yataklar toplanıyor. Bunu nasıl çizmiş olabilir diye araştırdım. Bir kere çizdiği Harem’in bizim Topkapı’daki Harem’le ilgisi yok. Hayali çizdiği en baştan oradan belli. Gravürde orta katta namaz kılan kızlara dikkat ettim. 7-8 hanım namaz kılıyor. Bazıları rükuda, bazıları secdede, bazıları da tekbir alıyor. Dikkatli baktım, kızları ellerini kulaklarına götürerek tekbir alırken çizmiş. Yani bu kişi değil Harem’e girmek, hayatında namaz kılan hanım bile görmemiş. İşte her şey ortada.

 Harem ve saray ile ilgili anlatılan hiç doğru şey yok mu?

Saray denince bizim toplumumuzun aklına ne geliyor? Hep Avrupa’nın sarayları… Buckingham, Versay, Almanların Recidance’ları… Bizim sarayımız hiçbir zaman onlarınkine benzemedi. Bizim sarayımızda ne var; Birun ve Enderun. 2. Murat’ın Edirne’ye yaptırdığı saraya gidin, orası da aynı. Birun’da devlet ve dünya yönetilir. Enderun, adı üstünde; en derin, en özel yer. Bugünün popüler tabiriyle Osmanlı’nın kozmik avlusu orası. Kimsenin girip-çıkamadığı özel bir bölüm. Orada kızıyla-erkeğiyle öğrenci yetiştiriliyor. Hürrem Sultan da küçük yaşta alındı, orada yetişti, şekillendi ve Kanuni ile evlendirildi. Evlendiren kim? Hafsa Hatun ve Yavuz Sultan Selim. Bir baba ve anne, çocuğunu yaş tahtaya bastırır mı? Hepimiz ebeveyniz. Çocuğumuz evleneceği zaman abuk-sabuk bir gelini hangimiz isteriz? Evimize, sülalemize katmak ister miyiz? Ya da şöyle düşünelim; bugün Türkiye’de bir ailenin mensubu gitti İngiltere’ye okumaya, orada bir İngiliz kızını buldu, beğendi, geldi. “Anne ben bunu sevdim, evleneceğim” dediğinde ne der o anne-baba? Sen ne yapıyorsun? Kim bu? Anası-babası, soyu, inancı der, kabul etmezler. Kolay değil. Bugün biz 2012’de bu ölçüye sahipsek, 500 sene evvel herhalde Osmanlı ailesi aklını peynir ekmekle yemedi. Bir de o kadından doğan çocuk, bir sonraki padişah olacak.

 Hürrem Sultan kişilik olarak nasıl bir kadındı?

Hürrem Sultan’ın Türkçe yazdığı divan şiirleri vardı, üstelik de Arapça ve Farsça tamlamaları olan… Kanuni’nin yazdıklarından daha güzeldi. Bunu divan şiiri uzmanları söylüyor. Ayrıca vakfiyeleri var, yazdığı mektuplar var. Bunlar bize bu kadının hayırsız olmadığını gösteriyor. Mektupları edep süslü. Bir mektubunda, Kanuni’den para istiyor? Ne için? “Hamam inşaatını bir türlü bitiremiyorum sultanım, param yetmez oldu. Biraz destek verseniz” diyor. Aynı Hürrem Sultan’ın Kudüs, Mekke, Rodos ve İstanbul’da eserleri var. Karaman Karapınar’da bile hamamları var. Tüm hayatında Hürrem Sultan’ın edepsizliğine dair bir emâre yok. Hatta Hürrem Sultan’ın hakkında bir asır sonra yazılar yazan tarihçilerin hepsi edeple bahsediyor. En başta da Evliya Çelebi.

 Hürrem niye entrikacılıkla suçlandı o zaman?

Elimizde Hürrem Sultan’ı kötüleyen bir tek şey var. Taşlıcalı Yahya denilen, o dönemin bir şairinin şiirleri. Neden? O da Mustafa’nın öldürülmesi üzerine bir şiir yazmış. Biliyorsunuz, biz Anadolu insanı duygusalızdır. Böyle birşey olunca hemen bir ‘günah keçisi’ aranır. Oysa Mustafa’nın öldürülmesinde birini kötülüyeceksen, o zaman önce babası Kanuni’yi kötüle. Emri o verdi. Kararı Divan-ı Hümayun aldı. Onları da kötülemiyorlar. Ebussuud Efendi fetva verdi, onu kötüle. O da kötülenmiyor. Kim? Hürrem. “O urus karısı” diye şiir yazmış. Neden? Çünkü dili varmıyor Kanuni’yi kötülemeye. Şeyhülislam Ebussuud Efendi zaten veli bir insan. Bu durumda kimi kötüleyip rahatlayabiliriz? Devşirme bir hatunu seçiyorlar.

 İkisinin de çocuğu öldürülmüşse niye Mahidevran değil de Hürrem hedef?

Mahidevran Gülbahar Hatun oğlu Mustafa ile beraber sancağa çok sıklıkla çıkmış bir kadın. Sarayda fazla durmuyor. O devamlı oğlu ile beraber sancakta. Sebebi bu olabilir.

 Hürrem Sultan’ın da oğulları vardı, o niye çıkmadı?

Hürrem Sultan’ın yarı yatalak bir çocuğu vardı. Cihangir. Sakat doğdu ve 22 yaşına kadar yaşayabildi. Hürrem Sultan bu çocuğun başında durmak zorundaydı. Bir kere götürdüler sefere, onda da Halep’te öldü. Bundan dolayı. Bir de Mustafa öldürülünce Mahidevran saraya küsüyor, Bursa’ya taşınıyor. Ama Allah-ü teâlâ Mahidevran’a bir ömür veriyor… Hürrem ölür, Kanuni ölür, Kanuni’den sonra padişah olan Hürrem Sultan’ın oğlu 2. Selim ölür fakat Mahidevran hâlâ hayattadır. 82 sene yaşamıştır.

Hürrem Sultan hırslı mıydı?

“Paraya karşı hırslı mıydı?” derseniz, bu kadar hayırsever bir kadının paraya karşı hırsının olması mümkün değil. Yönetime karşı deseniz, o dönem devlet çok güçlü. Kösem Sultan’da olduğu gibi, devlet zayıfken bir kadının yönetime karışması mazur görülebilir. Fakat Hürrem Sultan’ın döneminde Kanuni başta, gayet de güçlü bir karakter. O dönem sadrazamlar dehşet adamlar, kaptan-ı deryalar, divan üyeleri… Dörtbaşı mamur bir yönetimde o kadın orada müdahil olacak! Mümkün değil.

 Kanuni’nin seferde geçirdiği yıllar da tartışma konusu. Buna ne diyeceksiniz?

Kanuni 46 yıl tahtta kaldı. Şunu çok rahat söyleyebilirim; ömrünün 5’te birini Edirne’de geçirdi. Yani İstanbul’dan çok Edirne’de kaldı. Neden? Fütuhat hareketlerine Edirne daha yakındı. Orduyu sürekli av ile meşgul edip dinamik tutardı. İstanbul‘a o kadar az gelirdi ki, hanımını gördüğü çok azdır. Onlar birbirlerini ayda-yılda bir görüyorlardı. Şimdi o dizi kafaları karıştırıyor. Çünkü diziyi izleyen insanların pek çoğu olanları belgesel gibi izliyor. Bizim insanımız kitap okumayı değil, hazıra konmayı seviyor. Dizideki hazır bilgi. Demek ki böyleymiş deyip, onu alıyor.

Hürrem Sultan’ın kişilik hakkına saygısızlık mı var o zaman?

Çoğu kez görmüşümdür; rehberlerimiz turistleri Hürrem Sultan’ın Süleymaniye’deki türbesine götürüp öyle şeyler anlatırlar ki dehşet içinde kalırsınız. Çok karşılaştım bu manzarayla… Anlattıklarına turistler kahkahalarla gülerler. Üstelik daha bu dizi yokken… Yıllardır bu oryantalist karalamalar içimize yerleşmiş. Çok mu meraklıyız tarihteki annelerimizi kötü anlatıp da kendimize güldürmeye? Anlamakta zorlanıyorum.