• Facebook
  • Twitter
  • İnstagram
  • Youtube
  • Google Plus
Fransa’nın En Kuzeyi: Normandiya

Avrupa’nın tarihi en köklü ülkelerinden birisi Fransa. İlkçağdan Ortaçağ’a, Kelt kabilelerinden, Vikinglere, Skolastik Kilise sistemlerinden şato Feodolitesine, krallıklara ve ihtilal dönemlerine, sonrasında Napolyonla başlayan İmparatorluk hayallerine ve son olarak 2.Dünya Savaşı esaretine kadar pek çok şeyi bu ülke topraklarında izleyebiliyorsunuz.

Bizlerde Fransa tarihine daha geniş bir persfektikten bakmak için biraz daha yukarılara çıkmaya karar veriyoruz. Gideceğimiz yerler hem Fransa’nın, hemde İngiltere’nin en eski topluluklarına yer teşkil etmiş topraklar. Buralarda hem Keltlerin, hemde Vikinglerin izini sürebiliyorsunuz. Ortaçağ’ın Feodal Katedrallerinin en güzelleri yine burada. Ve en önemlisi 2.Dünya Savaşına damgasını vuran Amerikan-İngiliz çıkarması buradan başlamış. Burası Normandiya.

İngiltere’yi Kuran Normanlar:

nor-4Normandiya adı 9.yy da gemileriyle denizden Seine Nehrine gelen Viking Nordiklerinden geliyor. Daha sonra bu civara yerleşiyor ve Rouen şehrini kurarak burayı kendilerine başkent seçiyorlar. Vikinglerin bu ana merkezinin hemen güneyinde, Fransa tarihinde önemli bir başlangıç sayılan ve İngilizlere karşı ciddi başarılar elde eden Kral William’ın kendisine merkez seçtiği Caen şehri bulunuyor. Bizlerde İngiltere ve Fransa tarihinde önemli bir yer teşkil eden bu bölgeyi görmek için Paris’ten arabamızla yola çıkıyoruz. 250 km. lik bir yol sonrasında Caen’e geliyoruz. Bölgede ilk dikkatimizi çeken şey, buradaki Fransızların haddinden fazla sarışın olmaları. Normalde Paris’ten Marsilya’ya kadar tamamı sarışın Fransız görmek çok zordur. Bunun sebebini sorduğumuzda ilginç bir yanıt alıyoruz. Aslında Kavimler Göçü sonrasında Avrupa’da bugünün milliyetleri oluşurken Britanya adasında Saksonlar yaşıyormuş. Fakat Fransa’daki Normanlar adayı istila ederek İngiltere krallığını kurmuşlar. İşte bugünkü İngiltere kraliyet ailesinin temelleri bu topraklara dayanıyormuş. Zaten Jean Dark ve sonrasındaki Fransız saldırılarının başlayacağı Yüzyıl Savaşlarına kadar İngiltere sadece Britanya Adasına değil, Fransa’nın kuzey kısmına da hakim durumdaymış.

Caen’in Gayri Meşru Çocuğu William:Matilda’nın Kadınlar Manastırı

nor-5Gelelim Normandiya’nın tam ortasında bulunan Caen şehrine. İlginçtir ki Bölge içinde burasının yıldızının parlaması gayrimeşru bir çocuk sayesinde olacaktır. Bu toprakların dükü 11.yy başlarında ölürken geride sadece gayrimeşru bir çocuk bırakır. William adındaki genç, babasının tahtına oturur ama kilise bundan son derece rahatsızdır. Afaroz oldu olacak derken William kafayı çalıştırır ve ordusunu güçlendirerek İngiltere’ye sefer ilan eder. Başarılı da olur. İngiltere Kralı Harold’u Hastings savaşında mağlup edecek ve bu başarılarından dolayı kilise ona karşı yumuşayacaktır. Fakat asıl gönül alma işi William ve karısı Matilda’nın kilise için yaptıracağı iki büyük kilise sayesinde olur. İşte bu iki önemli sus payı William’ı birden kutsal bir kişi haline getirecektir.

Bugün Caen şehrinin 30 km. kadar kuzeyindeki Bayeux şehrindeki Centre Guillaume le Coguerant’ta William’ın İngilizleri nasıl yendiğini anlatan tarihi Goblenler sergilenmektedir. Aynı dönemde Başpiskopos Odo’nun yaptırdığı sanılan bu Goblenler üzerlerindeki resimlerle bizim minyatürleri hatırlatır bir tarzda Fransızların İngilizleri nasıl yendiklerini tafsilatı ile anlatmaktadır.

Bizlerde Caen’e girer girmez öncelikle bu tarihi şehri şekillendiren William ve karısının eserlerini görmeye çalışıyoruz. İkinci Dünya Savaşında ciddi şekilde bombalanmasına rağmen William’ın yüzyıllar önce yaptırdığı eserler hala ayakta durmaya devam ediyor. İlk durağımız kilise için birer sus payı olarak nitelendirdiğimiz Erkekler ve Kadınlar Manastırı.

nor-1Şehir merkezine girer girmez gözünüzden kaçamayacak kadar büyük ve görkemli bir yapı ile karşılaşıyoruz. Sağa ve sola doğru uzanan iki devasa bina ve bunların ortasında gotik bir kilise görülüyor. Bu yapılar topluluğu 1066 da William tarafından yapımına başlanan ve 20 yılda tamamlanmış olan Erkekler Manastırı yapılarıdır. Bugün Caen Belediye binası olarak hizmet veren yapıyı geziyor ve buradan 3 km. kadar ilerideki Kadınlar Manastırına doğru ilerliyoruz. Yine az önceki yapının benzeri şekilde manastır binaları, bu kez çift kuleli bir kilise etrafında inşa edilmişler. 1060 da yapımına başlanan bu kilise, altı yıl sonra vakfedilmiş. Yapının bânisi Matilda ise bugün bu kilisenin koro kısmında yatıyor.

Tarihe Almanlar mı Saygılı Amerikalılar mı?

nor-2Erkekler ve Kadınlar Manastırının bakımlı halini görünce, 2.Dünya Savaşında ittifak güçlerinin tarihi yapılara saygı gösterdiğini düşünüyoruz. Fakat bu düşüncemiz uzun sürmüyor. Çünkü bu iki tarihi manastırın ortasında çatısı çökmüş, sadece yan duvarları ile varlığını sürdürmeye çalışan bir gotik kilise ile karşılaşıyoruz. Yapının bu acınacak hali bizlere savaşın soğuk yüzünü bir kez daha gösteriyor. Zaten 2.Dünya Savaşı ile ilgili buralarda ilginç bir kanaat dolaşıyor halkın ağzında. Tarihi yapıları bu dönemde Almanlardan çok Amerikalıların ve İngilizlerin tahrip ettiklerini söylüyorlar. Bildiğiniz gibi Alman orduları Avrupa içlerine girdiklerinde tarihi eserlere dokunmamışlardı. Hatta Paris’i bu değerlerinden dolayı tüm orjinalliği ile bırakmışlardı. Ama Müttefiklerin saldırılarında bu hassasiyeti göstermediklerine bugün karşımızda duran enkazlarda şahitlik ediyor.

nor-3Caen’I gezerken gözünüze çarpacak en etkileyici yapılardan biri ise inşası yaklaşık bin yıl öncesine dayanan Caen Kalesi. Yani diğer adı ile Château Ducal. Eski Caen şehrini çeviren surların büyük bir kısmı ayakta ve o gün nöbetcilerin beklediği kulelerin hemen tamamı bugün şehri fotoğraflamak için birbirleri ile yarışan turistlerle dolu. Kalenin ön kısmını çeviren hendek izleri dikkatli gözlerden kaçmıyor. Bir tehlike anında kalkabilen zincirli kapıdan geçerek kaleye giriyoruz. İçerisi gayet geniş. Tarihi binaları pek ayakta kalmasa da bugün bu alanı bir kültür merkezi olarak kullanma adına içeriye birtakım sosyal tesisler inşa etmişler. Çevremizde görülecek çok da fazla orjinal bir şey yok. Burada yapılacak en iyi şey kale ile ilgilenmek ve bizde öyle yapıyoruz. Hani bir uğurböceğinin devamlı yukarılara tırmanma isteği gibi bizde kalenin yukarılarına tırmanmaya başlıyoruz. En yukarıya geldiğimizde hemen sur dendanlarından aşağıya bakıyor ve harika bir manzara ile karşılaşıyoruz. Birçok Ortaçağ Kalesinde olduğu gibi burada da kalenin girişine ek bir giriş burcu yapılmış. Kapının korunmasını amaçlayan bu dört yuvarlak köşeli yapı, yukarıdan bakıldığında izleyenlere ilginç bir manzara sunuyor. Tabi bu manzarayı tamamlayan, kalenin hemen önünde uzanan Gotik bir Ortaçağ katedralide mevcut. St.Pierre adındaki bu yapı da 1200 lü yıllara dayanıyor. Fakat 2.Dünya Savaşında Müttefik güçlerin, buradaki Alman direnişini kırmak için denizden yaptıkları bombalamada kilisenin kulesi isabet almış ve yıkılmış. Şuan ki kule ve külahının yakın bir zamana ait olduğunu öğreniyoruz.

Caen’de ziyaret edilecek önemli bir yerde Memorial olarak adlandırılan Savaş Müzesi. 2.Dünya Savaşında Amerikalıların da verdiği destekle Almanlara karşı başlatılan Normandiya çıkartması buraya çok yakın olması dolayısı ile civarda birçok savaş müzesi mevcut. Fakat bunlardan en çaplısı Memorial.

Bizlerde kalkıp buraya gidiyoruz. Büyük şekilsiz bir bina içinde sergilenmiş savaş araçlarını, çıkartma gemilerini görüyoruz. Bazı karanlık odalarda çıkartma şekilleri ve süreci anlatılıyor.

2. Dünya Savaşının Dönüm Noktası: Normandiya Çıkartması

nor-6Caen’deki ziyaretlerimiz sonrasında geceyi burada geçiriyor ve ertesi günü sabahın erken saatlerinde daha kuzeye gitmek üzere yola çıkıyoruz. Şimdiki durağımız 2.Dünya Savaşı’nın belki de en meşhur çıkartmalarından birine ev sahipliği yapan Normandiya kıyıları.

Kısaca geçmişi hatırlayacak olursak, Hitler öncülüğündeki Alman kuvvetleri 1940 lardan itibaren sistemli bir şekilde Avrupa’nın işgaline girişmişlerdi. Askeri üstünlükleri ve teknik altyapıları ile de bu konuda kısa sürede başarılı olmasını bildiler. Birçok Avrupa ülkesi günler, hatta saatler içinde Alman ordularına teslim oldular. Hatta Almanların ilerleyişine Fransızlar bile birşey yapamamışlardı. O, Avrupa’nın mağrur devleti, yıllarca Orta Afrika (Cibuti) ve Cezayir gibi nice ülkeyi sömürge haline getiren, Osmanlı’nın yıkılışı ile de Antep, Maraş ve Urfa’da dahil nice toprağımıza -Ermenileri de önlerine katarak- göz koymaya çalışan Fransa’da esaret altına düşmüştü. Daha savunmayı nasıl yaparız planlarını düşünürlerken Almanlar Fransa sınırında bitivermişlerdi. Tabi arkasından tüm Fransa topraklarının işgali gelecektir. Koca ülkede birkaç çatışma dışında hiçbir direniş olmaz. Halkı nasıl bir halktır, hiç mi milli, dini duyguları yoktur bilemiyorum. Ama bizde bir küçücük şehir elden gidiyor olsa orada sönmeyen tek ocak kalana kadar mücadele sürecektir ve sürmüştür de.

Not: Bu yazının şuana kadar ki kısmını 16 Ekim 2006 tarihinde Paris’te yazıyorum. Üç gündür Fransa topraklarındayım. Tam dört gün önce (12 Ekim 2006) Fransa Parlementosu Ermeni Soykırım tasarısını onayladı. Tarihte küçük devletleri maşa olarak kullanma politikalarını hala sürdürmeye çalışıyor olmaları çok acı. Bu faaliyetleri ile Türkiye’yi zayıflatmayı amaçlıyorlar. Ama gördüğüm o ki, Fransa’da doğmuş ve Türkçeyi bile doğru dürüst konuşamayan binlerce gencimizin bu hadise üzerine ciddi bir tarih araştırmasına girdiklerini ve kendilerini bulmaya çalıştıklarını görmek bizi sevindirdi.

Almanların Yanıldığı An:

nor-7Fransa’nın bu esaret yılları 1944 yılının Sonbaharına kadar sürecektir. Avrupa’da kesin bir üstünlük sağlayan Almanya birtek, bir ada devleti olan İngiltere’ye asker çıkaramamıştır. Ama yoğun hava bombardımanından onlarda nasiplerini almışlardır. Almanya’nın bu kayıtsız üstünlüğü, yıldızı hergeçen gün yükselen Amerika’nın işine gelmemektedir ve 1.Dünya savaşında yaptığı gibi son anda savaşa girecek ve yine başa oynayacaktır. İngiltere ve Kanada ile birlikte kurduğu ittifak neticesinde Almanları işgal ettikleri yerlerden atma adına bir gizli bir harekat planlarlar. Harekatın başlangıç noktası işte şimdi gitmeye çalıştığımız yerdir. Fransa’nın kuzey sahilleri diyebileceğimiz Normandiya kıyıları. Aslında Almanlar çok ciddi savunma tedbirleri kurmuşlardır. Fakat İngilizler, kendi içlerinde konuşlanmış olan Alman casusların varlığından haberdar olmuşlar ve bu casusları yanıltarak, çok daha uzak bölgelerden çıkartma yapacak havası estirmişlerdir. Almanlar bu tuzağa düşecek ve Normandiya çıkartması başladığı halde bunun bir yanıltma harekatı olduğunu düşüneceklerdir.

Çıkartma Koyları ve Hatırlattıkları:

Haritada Fransa’ya baktığınızda ülkenin en kuzeyinde ağzı yukarıya doğru açılmış geniş bir koy göreceksiniz. İşte bu çanak şeklindeki sahiller Normandiya sahilleridir.

Müttefik askerleri bu çanağın her bir yerinden 6 Haziran 1944 günü karaya çıkmaya çalışmışlardır. Sahilin en batısındaki Utah ve Omaga sahillerine ABD askerleri, daha doğudaki Gold, Juno ve Sword’a ise İngiliz, Kanada ve biraz da Fransız gönüllüleri çıkarma gerçekleştirmişlerdir.

nor-8Bizlerde bu manzarayı bizzat görmek için Caen şehrinden yaklaşık 30 km. kadar kuzeyde, çıkartmanın en yoğun şekilde gerçekleştiği Arromanches’e (Aromanj) doğru ilerliyoruz. Gittiğimiz yerin önemi, O gün gerçekleşen derebeyi operasyonunda İngilizlerin sahile suni rıhtım kurdukları mekanların ve bu rıhtımdan günümüze gelebilen kalıntıları görülebiliyor olmasından kaynaklanıyor.

Gerçekten de sabahın puslu havasında Arromanches’e varıyoruz. Önümüzde dümdüz uzanmış bir sahil duruyor. Fakat sahilin etrafı aşılmaz sarp tepelerle çevrili. Gerçekten de suyun içinde İngilizlerin yapay rıhtımının parçalarını görebiliyoruz. Hatta kıyıda, önünde tüm müttefik devletlerin bayraklarının bulunduğu bir savaş müzesi daha mevcut. Müzenin etrafı, savaş döneminde kullanılan top, araba, tank, iskele vb. Araçlarla çevrili. Önümüzde dalgalanan suya bakarken aklımıza Normandiya çıkartması sırasında bir erin kurtarılma operasyonunu anlatan, “Er Ryan’I Kurtarmak” filmi geliyor. Kan içinde kalan sular, taşlardan seken kurşunlar, kopan kol ve bacaklar vb. daha neler neler. Bu mekanlara gelince savaşın soğuk yüzünü bir kez daha görüyor ve buradan da ayrılıyoruz. Bundan sonraki durağımız tarihi, tarihi olduğu kadar da etkileyici bir manzarası olan dini bir merkez, burası Fransa’nın en çok turist alan yeri Mont St. Michael.

Gelgitlerin Ortasında Bir Manastır Şato: Mont St. Michel

nor-9Fransa’nın en kuzey kısmı olan Normandiya’dan şimdi biraz batıya ilerleyeceğiz. Yine Normandiya bölgesinde bulunan fakat bulunduğumuz Arromanches’e 120 km. uzaklıktaki bu önemli turistik mekan Mont St. Michel olarak adlandırılıyor. Yani St.Michel dağı. Bölgenin birkaç enteresan özelliği insanların buralara akınına sebep oluoyor. Bir kere bu sahiller gel-git hadisesinin en bariz gözlenebildiği yerler. Yani hemen tüm Normandiya kıyılarında deniz suyunun ayaklarınızın dibinden kısa bir süre içinde üç km. gerilere çekildiğini görebilirsiniz. Yada siz suyun kenarında oyalanırken bir anda denizin sizi geçerek birkaç km. ilerlediğini. İşte suyun bu çekilme ve geri gelme hadisesini en güzel şekilde izleyeceğiniz yerlerden birisi St.Michael’dir.

Çünkü St. Michael dediğimiz yapı, deniz kıyısındaki dümdüz bir arazi üzerinde bulunan yüksek bir kayalığın üzerine oturmuş durumdadır. Suların yükseldiği zamanlarda bu büyük kayalığın etrafı tamamen deniz ile çevrilmekte ve burası etkileyici bir ada haline gelmektedir. Sanki suyun içinden fışkırmış devasa bir kayalık ve kayalığın üzerinde bir kartal yuvası gibi duran manastır binaları. Sular çekilince de bu kayalık yeniden kıyı ile birleşir ve deniz km. lerce geriye çekildiğinde kayalığın etrafında derin bir çamur tabakası bırakır.

Normandiya’nın Sevimli İnekleri:

nor-10Bizlerde buralara kadar gelmişken bir de St.Michael’İ görelim diyor ve 120 km. lik yolumuza başlıyoruz. Yolculuk gayet eğlenceli geçiyor çünkü yolumuzun her iki tarafı yeşil bir cennet gibi nice ağaç ve faklı bitki dokuları ile süslü. Tabi bu yeşilliğin içinde sevinçle yayılan gözleri lekeli meşhur Normandiya İnekleri de apayrı bir güzellik meydana getiriyorlar. Bir ara dayanamıyor ve arabadan inerek bu sevimli yaratıklarla fotoğraf bile çektiriyoruz. İneklere nezaret eden boğa kardeşler başta bize hiçde iyi niyetli bakmıyorlar ama Allah’tan elimizdeki ot demetleri aramızda ciddi bir uhuvvet (kardeşlik) meydana getiriyor.

İnanç Köyünden Turist Pazarına:

mar-16Yolun nasıl geçtiğini anlayamadan Mont St.Michael’e geliyoruz. Uzaktan tüm etkileyiciliği ile bu sivri kayalık ve üzerindeki yapılar görülmeye başlıyor. Yol kenarlarında durmuş nice insan arabalarından inerek uzaklardan bu manzarayı götüntülemeye çalışıyorlar. Bizim böyle bir problemimiz yok. Çünkü elimizde en geniş açılı objektife sahip lenslerimizde bu devasa yapıyı tam önünden bile kareye sığdırabiliyoruz. İşte artık tam önündeyiz. Gelgit hadisesinde suların çekildiği zamana denk geldiğimiz için kayalığın etrafı bomboş ve arazi çamur deryası ile kaplı. Kayalığa geçmek normal şartlarda bir araba ile imkansız fakat kıyı ile burası arasında inşa ettikleri yüksekce bir yol sayesinde dibine kadar gelebiliyoruz. Buradaki otoparka arabamızı bırakarak kayalığı çevreleyen surların kapısına kadar varıyoruz. Bu surlar artık bir şehir haline gelen St.Michael’e Yüzyıl savaşlarının bir hatırası olarak öylece duruyor. Osmanlı Minyatürlerine göre gül koklayan bizim Barbaros’umuz. Çünkü Ortaçağ karanlığının tüm zifiriliği ile yaşandığı o dönemde İngilizler tüm Kuzey Fransa’ya hakimdiler ve aşağılara inmeye çalışıyorlardı. Bu istila sırasında St.Michael’e de defalarca saldırmışlar ama kayalığın etrafını çevirten Benedikten Papazları buna mani olmasını bilmişlerdi. Kuleli kapılardan geçerek şehre giriyoruz. Bir zamanların din ve inanç köyü diyeceğimiz yer günümüzde tam bir turist pazarına dönmüş. Daracık bir patika ile yukarılara tırmanırken her iki yanımızda uzanan evlerin tamamının alt katı dükkan haline getirilmiş ve St.Michael’e ait her türlü maket, kartpostal, oyuncak, çıkatma, anahtarlık vb. şeyler satılmak için sergileniyor.

O Bizim Barbarosumuz Değil, Onların Kafalarındaki Barbaros:

Burada gezerken ilginç bir şeyle karşılaşıyoruz. Önünden geçtiğimiz bir mağazada diğerlerinden farklı olarak vitrinler demir alaşımlı bir maddeden yapılmış heykelciklerle dolu. Ama ne ararsanız en son Hollywood filmlerinin kahramanlarından tarihteki nice ünlüye kadar. Ben genelde bu tür mağazaları hiç kaçırmam ve bizim değerlerimize ait birşeyler var mı diye de bakarım. Dikkatle incelememe rağmen hiçbir şey göremedim. Acı olan Normandiya’nın bu en üçra yerinde, bir kayalıktaki mağazalarda Mısır Tanrılarından, Japon samuraylarına, Afrika totemlerine kadar birçok şeyin heykeli yapılmıştı. Avrupalı siyasilerde unutulmamıştı. (Napolyon, Kral Artur vb.) Fakat Türk İslam dünyasından bir tek kare bile yoktu. O sırada ilgiyle vitrini izlediğimizi gören mağaza görevlisi bayan bizi ciddi bir kararlılıkla içeriye davet etti ve uzun uzun heykellerin özelliklerini anlatmaya başladı.

nor-11Arkadaşlar Fransızca konuşan bayanı dinlerken benim gözüm bu kez içerideki heykellerdeydi. Birden gözüm alt raflarda küçük bir heykelciğe takıldı. Başında bir sarık vardı bu kişinin. Hemen eğildim ve heykelin üzerinde durduğu madeni kaidenin üzerindeki yazıyı okumaya çalıştım. Barbarossa yazıyordu. Bu kişi bizim büyük kaptan paşamız Barbaros Hayreddin Paşa’ydı. St.Michael gibi bir yerde ne arıyordu heykeli. Heyecanla elimi uzattım ve kavradım. Fakat hoşumuza gitmeyen detaylar da yok değildi. Koca Barbaros’u tasarlayan heyketraş onu elinde büyük bir pala ile yapmıştı. Barbaros hafif öne hamle yapmış elindeki palası ile birilerine saldırır gibi bir hali vardı. Gözleri de kinle dolu bir şekilde yapılmıştı. İşte Avrupa’nın bizi gördüğü yada görmek istediği imajımız buydu. Barbar, eli kılıçlı, asan kesen Müslümanlar. Halbuki İspanya Kralı Kuzey Afrikalılara işkencenin bin türlüsünü yaparken onların yardımı üzerine Barbaros buralara gelmiş ve mazlum halkı bu zalimlerden kurtarmıştı. Binlerce hayır eserine imza atan, elde ettiği sandıklar dolusu altından oluşan ganimetleri berberi halka cömertce dağıtan O değil miydi ? Bu yazının yanında görmüş olduğunuz Barbaros Hayreddin Paşa’ya ait minyatür resim ise kendi zamanında o dönemin minyatür ustaları tarafından bizzat kendisine bakılarak hazırlanmış resmidir. Dikkat edilirse elinde kılıç değil gül tutmaktadır ve bu gülü koklar şekilde hazırlanmıştır. İşte bizim Barbaros’umuz budur.

Kadın heykele olan ilgimi görmüş kesin alacağımı düşünerek 15 Euro olan heykelciğe, – bu diğerlerinden farklı diyerek 50 Euro fiyat biçmişti. Eğer gerçek Barbaros’u yapmış olsalarda kesinlikle alırdım. Ama bu tasarlanan heykel bizim Barbarosumuz değildi. Usulca aldığım yere koyarak, mağaza sahibine teşekkür edip ayrıldık.

Fransız İhtilalinden Payını Alan Yapı:

nor-12Artık yukarıya tırmanma zamanı gelmişti. İncecik yollardan şimdi de taş merdivenlere geçtik ve Manastırın yüzyıllar önce inşa edilmiş beden duvarlarına doğru tırmanmaya başladık. Tırmanırkende bu kale görünümündeki yapının tarihi yavaş yavaş bizi içine alıyordu.

8.yy da küçük bir kilise olarak inşa edilen St.Michel, 12.yy a gelindiğinde etkili bir Benedikten Manastırı halini alır. Ortaçağın en meşhur din merkezlerinden biri olan manastırın kurucusu olarak yüzyıllar evvel buraya gelip yerleşen Aziz Aubert gösterilmektedir.

Yapınıngeçmişindeki en ilginç hadiselerden biri hiç şüphesis Fransız İhtilalini takip eden dönemde gerçekleşmiştir. Çünkü her türlü eğitim ve görgüden yoksun sokak kaçkınlarının yönettiği ihtilal dine de tavır almış ve Fransa’daki hemen tüm kiliseler ya kapatılmış yada depo ve ahır haline getirilmişlerdir. İşte bu hunharca saldırılardan bu yapılar topluluğu da nasibini alacak ve sularla çevrili konumu dolayısı ile hapishane olarak kullanılacaktır. Günümüzde ise Fransa’nın ulusal anıtlarından biri olarak ilan edilmiş olup her sene 850 bin turisti buraya çekmektedir.

nor-13Bir yandan merdivenleri tırmanıyor bir yandan da İhtilal sonrasında burasının hapishane olarak işlevini düşünmeye çalışıyoruz. Derken merdivenlerin sonuna geliyoruz. Buradaki balkondan hemen her ziyaretçi aşağıya bakıyor. Bizlerde sarkıp bakıyor ve ciddi bir uçurum manzarası ile karşılaşıyoruz. Buraya insanların neden bu kadar ilgi gösterdiklerini sorduğumuzda bu terasa, Gatutier Atlayışı adı verildiğini, zamanında buraya hapsedilen bir mahkumun buradan aşağıya atladığını öğreniyoruz. Tam da aradığımız sorunun cevabı. Acaba bir kişinin buradan atlamasına sebep olacak nasıl bir muameleye tabi tutuluyordu zavallı insanlar.

Oda Oda St.Michel:

nor-14Derken biletli kısma geliyor ve biletlerimizi alarak uzun bir koridordan manastırın üçüncü katına çıkıyoruz. Karşımızda manastırın kilise binası çıkıyor. Kilisenin arkasındaki revaklı avlu bizi ciddi şekilde etkiliyor. Eğer St.Michel’e uğrarsanız kesinlikle görmenizi tavsiye edeceğim bu yer ciddi bir sanat eseri olarak tasarlanmış. Ortadaki küçük bahçeyi çeviren hepsi incecik mermer sütunlarla çevrili kemerler 13.yy Anglo-Norman tarzının güzel bir örneğini teşkil etmektedir. Revaklı avlunun arkasında manastırın yemekhanesi ile karşılaşıyoruz.

İçe doğru kavisli bir merdivenle bir alt kata geçiyor ve Şövalye Salonu ile konuk odasını görüyoruz. İkinci katın arka kısmında ise mezar odaları bizi karşılıyor. Aziz Martin ve Otuz Kandil Mezarodalarını görerek bir alt kata geçiyoruz. Burada bizi bir yemekhane daha karşılıyor. Üst katta da bir yemekhane görmüş olmanın verdiği şaşkınlıkla bunun sebebini araştırıyor ve öğrendiklerimiz karşısında şaşkınlık içinde kalıyoruz. Meğer yukarıdaki kısım asillere ve şövalyelere, alt kattaki bölümler ise manastıra gelen fakir halka aitmiş. İnanç adına yaptırılan yapılarda bu şekildeki bir ayrım Ortaçağ Avrupası’ndan bundan başka birşey beklenmeyeceğini hatırlatıyor bizlere.

nor-15Halbuki aynı dönemde İslam dünyasında fakir zengin ayırımı gözetmeksizin herkesi bir arada kabul eden anlayış, insanları aynı sofralar etrafında buluşturabiliyordu. Bir Ramazan akşamında iftar sofralarına insanları karışık oturtmak için özel tahta kaşıklar hazırlatılıyor. Her bir kaşığın arka dibine Kur’an’dan Sure isimleri yazdırılıyor, kapıdan giren her bir misafire bu kaşıklar karışık dağıtılıyordu. İçeride ise bu sure isimlerinin verildiği sofralar kurulu oluyordu. İnsanlar içeriye girdiklerinde kaşıklarında hangi isim yazıyorsa o sofraya oturuyor böylece misafirlerin karşık bir şekilde sofralara yerleşmesi sağlanıyordu. Bizim inancımızda fakir zengin, beyaz siyah demeden herkes bir sofrada bir arada oturabilmeliydi.

Bu manastır kompleksinden de alacağımız derslerin tamamını alarak ayrılıyoruz. Gelgitleri ile ünlü bu ada yapılarına, uzaklaşmakta olduğumuz yoldan son bir kez daha bakıyor ve burasının öğrenciler için çok güzel bir kamp yeri olduğunu hayal ediyor ve buradan öyle ayrılıyoruz. Arabamızla tam yola koyulmuşken St.Michel’in dünyaca meşhur kara kafalı koyunları ile karşılaşıyoruz. Jean DarkHemen arabamızdan inerek onları sevmeye çalışıyoruz. Gerçekten bir hayli etli gözüken bu canlılar sanki bir pompa yardımı ile özel olarak şişirilmiş gibiler. Onlarla da fotoğraf çektirerek yolumuza devam ediyoruz.

Vikinglerin Başkenti Rouen:

nor-16Şimdiki durağımız Fransa topraklarında Vikinglerin başkentliğini yapmış olan meşhur Rouen şehri. St.Michel’den Rouen’e …………….. km. lik bir yolu aşarak geliyoruz. Seine Nehrinin en dar noktasında bulunan Rouen, deniz ticareti ve endüstrileşme sayesinde zengin bir şehir haline gelmiş. Tarih boyunca da bu stretejik durumu sebebiyle hep gözde bir mekan olmaya devam etmiş. Keltler döneminde bir ticaret üssü olan Rouen, Romalılarda bir garnizona, Vikinglerde ise ciddi bir ticaret kolonisine dönüşmüş. 911 yılında ise Norman Dükalığının başkenti olmuş.

İngiltere ve Fransa arasında devam eden Yüzyıl savaşlarında ise (1419) İngilizler tarafından kuşatılarak 5.Henri tarafından ele geçirilmiş. İngilizler uzun yıllar burayı yönetimleri altında tutmuşlar. Hatta Yüzyıl Savaşlarında, Fransızların kahramanlarından olan Ünlü kadın savaşcı Jean Dark, yine İngilizler tarafından burada kazığa bağlanarak diri diri yakılmış.

Jean Dark’ın Yakıldığı Yer ve Acı Öyküsü:

Bizlerde önceden planlarını incelediğimiz şehri gezmek üzere şehir merkezine gidiyoruz. Çünkü görmeyi planladığımız tüm tarihi yapılar şehrin en işlek caddesi olan Gros Horloge üzerinde. Place du vieux Marche’ye gelir ve gezinize buradan başlarsanız kısa sürede şehrin özet turunu gerçekleştirebilirsiniz.

İşte bu başlangıç noktasında sizi çatısı bir hayli tuhaf bir yapı karşılayacak. İnşası çok yeni olan bu yapı, modern planlı bir kilise binası. Yapılış sebebi Jean Dark’ın yakıldığı yeri temsil etmesi. Bu yapının arkasına dolanırsanız eski bir kilise kalıntısı ile karşılaşacaksınız. İşte bu hunharca katlin gerçekleştirildiği yer burası.

nor-17Hadiseyi inceleyecek olursak, Yüzyıl Savaşları sırasında İngiltere’nin Fransa’ya karşı başta ciddi başarılar kazandığını görürüz. Hatta bu istila hareketi neredeyse tüm Fransa’yı kaplamak üzeredir. Fransa kralı İngilizlerin önünde tutunamayarak orta Fransa’ya kadar çekilmiştir. İşte bu günlerde Orleon’da yaşayan 19 yaşlarındaki bir kız bir takım yakazalar yaşamaya başlar. Sonrasında Fransa halkını uyandırmada vazifeli olduğunu söyleyerek krala kadar çıkacak ve İngilizlere karşı mücadelenin önemini dile getirecektir. Kralı, yeniden ordunun başına geçmeye ikna eden Jean Dark, İngilizlere karşı yürüyen bu ordunun içinde bizzat yeralacak ve ciddi başarılar elde edecektir. Fakat İnsan insanın kurdudur atasözü burada da hayata geçmiş, onu çekemeyenler tarafından tuzağa düşürülerek İngilizlere teslim edilmiştir. Fransızları uyandıran bu kızcağıza zaten düşmanlık besleyen İngilizler O’nu o günlerde toprakları içinde yer alan Rouen’e götürecekler ve şuan bulunduğumuz bu yerde bir kazığa bağlayarak diri diri yakacaklardır. Ama bu kızın yakılması, Fransızları galeyana getirmiş ve halkın işe sahip çıkması ile İngilizler ülkeden püskürtülmüştür.İşte o günden bugünlere Fransa’da Jean Dark milli bir kahraman olarak ilan edilmiş ve her yere heykelleri yapılagelmiştir. Orleon’da evi halen müze olarak muhafaza edilen Jean Dark’ın Rouen’e kadar uzayan macerası işte budur.

Ahşap Kirişli Normandiya Evleri:

nor-18Bu tarihi mekana gerçekleştirdiğimiz ziyaret sonrasında, önümüzde uzayan turistik yolu adımlamaya devam ediyoruz. Yolumuzun sağ ve solunda uzayan binaların hemen hepsi renkli ahşap kirişleri ile hoş bir manzara oluşturuyorlar. Bu binalar Norman evleri olarak adlandırılan ve herbiri yaklaşık beş asır öncesinden kalma yapılar. Bölgenin en meşhur şeylerinden biride işte bu mimari eserler. Ahşap kirişlerle taşınan araları kerpiçlerle doldurulan bu sivri çatılı evleri izleyerek ilerlerken az ötede gösterişli bir yapı önümüzü kesiyor. Yolumuzun tam ortasında kemerli bir yapı duruyor. Burası şehrin en gözde yerlerinden biri olan saatli tak mekanı. Yanındaki kulesi ve hemen önündeki barok çeşmesi ile şehrin kalbi adeta burada atıyor.

Rouan’ın Notre Dame’ı:

Kemerin altından geçer geçmez ilerideki görkemli katedralin yan kuleleri ile karşılaşıyoruz. Adımlarımızı biraz daha sıklaştırarak bu devasa binanın yanına kadar geliyoruz. Burası şehrin en büyük dini binası olan Cathedrale Notre-Dame. Bazılarınız bir Notre-Dame’ın da Paris’te olduğunu hatırlayacaklar. Aslında Avrupa’da birçok şehirde bu isimle katedraller görebilirsiniz. Bu aynen bizim Anadolumuzdaki Ulucamiler gibidir. Yani genel bir isim olarak kullanılır ve bizim annemiz (Hz.Meryem) anlamına gelir.

nor-19Yapının etrafını gezerken bir takım tuhaflıklar dikkatimi çekiyor. Bir kere binada tam üç tane birbirinden farklı kule mevcut. Hepside faklı zaman dilimlerine ait bu kuleler gayet gösterişli ve bir hayli de yüksek. Kuzeyde bulunan Tour St.Romain ile hemen yanındaki Lent’teki tereyağı tüketiminden alınan vergilerle yapılan Tour du Beurre, bu iki kuleye verilen isimler. Yapının bir diğer özelliği ise birden fazla ana giriş kapısının olması. Sanki önümüzde uzanan yapı normal Dame’lerden farklı gibi. Tarih içinde önemli bir misyonu eda etmese kendisiyle bu kadar uğraşılmazdı. Bu farklı formdaki kuleler, birden fazla girişler, tüm bunlar bize birşeyler anlatır gibiler. Vardır bunda da bir şey diyor ve içeriye geçiyoruz. İlk dikkatimizi çeken şey Katedralin batı cephesini kaplayan ve Monet’in resmeddiği tablolar oluyor. 1890 larda Claude Monet adlı sanatçının aynı zamanda bu katedrale ait otuz farklı tablo yaptığını ve bugün bu eserlerin Paris’te Musee d’Orsay’da sergilendiğini öğreniyoruz.

nor-20Kilise içinde dikkat çeken bir diğer detay ise yapının doğuya doğru uzanan her iki cephesine bitişik olarak uzanan bir takım kabirler. Evet tarihte kiliselerin içine defnedilmek bir dönem adettendi. Krallar, kraliçeler, ünlü din adamları hep kilise içindeki tabutlara yerleştirilirlerdi. Her ne kadar biraz ürkütücü olsa da yapının içini çepe çevre saran bu mezarları incelemeden edemiyoruz. Her bir mermer lahtin önünde duruyor ve içinde yatanların isimlerini okuyoruz. Derken okuduğumuz bir isim karşısında öylece kala kalıyoruz. Tarih kitaplarımızda adını defalarca duyduğumuz, en büyük Haçlı Seferlerinden birini organize eden, tüm Avrupa’nın dualarla Ortadoğuya gönderdiği, fakat Selahaddin Eyyübi tarafından insanlık dersi verilerek geriye gönderilen aslan lakaplı bu kişi kral Rişar’dan başkası değil. Nureddin Zengi’nin Şam’daki Kabri ŞerifiO, burnumuzun direğini sızlatan yanık mum kokulu loş ortamda, birden tarihin sayfaları önümüzde açılır gibi oluyor ve bizler önümüzdeki mezarın şahsında günümüzden 900 sene öncesini görür gibi oluyoruz.

İslam’ın Hamisini Aradığı Günler:

sur-39İslam Dünyasının en aciz günlerini yaşadığı zaman dilimlerinden birindeyiz. Emevisi, Abbasisi ve İslama hamilik yapmaya çalışan ve Moğollara karşı buraları koruyan Selçuklu’su yıkılmıştır. Ortada Büyük Selçuklu Devleti’nden geriye kalan birkaç küçük devletcik kalmıştır. Onlarda İslam Dünyası içindeki bir takım ayrılıkcı akımlarla mücadele etmeye çalışmaktadırlar. Bu mücadelenin başında bulunan en etkili isim Selçuklular döneminde Atabeylik yapan ünlü kumandan Nureddin Zengi’dir. Zararlı fikirleri ile şer odaklarının yuvası olan ise Mısır’a konuşlanmış olan Fatimilerdir. Avrupalıların bir yüzyıldır başlattıkları Haçlı Seferleri her seferinde daha büyük kitlelerle Ortadoğuyu hedef almaktadır. Her ne kadar Anadolu’dan geçen birlikleri Kılıçaslan ve Sultan Mesutlar tarafından tırpanlanmakta ise de o günün dünyasında akla sığdırılamayacak rakamlarla gelen bu acımasız kitleler öldürülmekle bitmemektedir. Nitekim Urfa, Antakya ve Kudüs elimizden çıkmıştır. Haçlılar buralarda birer Latin Devleti kurmuşlardır. Kudüs’e girerken kadın çocuk demeden onbinleri kılıçtan geçiren haçlılar çevreye sataşmakta ve yakın uzak çevre köyleri devamlı yağmalamaktadırlar.

Ve Selahaddin Eyyübi Geliyor: Selahaddin Eyyübi’nin Şam’da Bulunan Kabri Şerifi

sur-37İşte bugünlerde Nureddin Zengi’nin yanında bir çocuk büyümektedir. İlmi konularda ciddi bir vukufiyeti olan bu genç sonrasında askeri kanada geçecek ve manevi babası Nureddin Zengi’nin tavsiyeleri ile karışıklıklar içinde olan Fatimi Devleti’ne giderek orayı ele geçirecektir. Bu kişi Selahaddin Eyyübi olup artık Mısır onun yönetimine geçmiştir. Nureddin Zengi’nin vefatı ile Urfa’ya kadar geniş bir toprak parçasını yönetimine alan Selahaddin’in en büyük arzusu, vefat ederken kendisine Kudüs’ün fethini öğütleyen Nureddin Zengi’nin vasiyetini yerine getirmek ve bu mukaddes mabedi kurtarmaktır.

Haçlılarla anlaşmalar yapan Selahaddin Eyyübi, onların çevreye zarar vermelerini engellemeye çalışır. Ama Kudüs krallığındaki askerler hiçbir sözlerini tutmamaktadırlar. Son adil kralları cüzzamdan ölünce artık ölçüleri kalmamıştır. Tabi Selahaddin Eyyübi’nin de sabrı. Selahaddin Eyyübi’nin onlara verdiği son ihtarı da tutmaz, üstüne üslük Selahaddin Eyyübi’nin kız kardeşini de öldürürler. Bunun üzerine, hayatı çadırlarda geçen, Kudüs fethedilene kadar kendisine gülmeyi haram sayan büyük kumandan Hıttın’da Kudüs Krallığının ordularını darmadağın edecek ve Kudüs’ü kuşatacaktır. Ve nihayetinde Kudüs kurtarılır. Ama şehre onlar gibi girilmeyecek, tek bir cana ve mala dokunulmayacaktır.

Yeni Bir Haçlı Seferi Hazırlanıyor

nor-24İşte şimdi sıra, şuan önümüzde yatan kişiye gelmiştir. Avrupa’nın en ünlü kralı, aslan lakaplı, feodaliteyi bertaraf ederek İngiltere’nin başına gelmiş olan bu kişi kral Rişar’dır. Kudüs’ün elden çıkması Avrupa’yı ayağa kaldırmıştır. Papanın yaptığı öncülükle üç büyük kral bir araya gelir ve bugüne kadar hazırlanmış en büyük Haçlı Seferini organize ederler. İngiltere Kralı Rişar, Fransa Kralı Flip Ogüst ve Alman Kralı Frederic Barbarossa ülkelerinde dev ordular hazırlar ve sefere çıkarlar. Normalde kara yolu ile gelen ve Anadolu’da ciddi kayıplara uğrayan Haçlı birlikleri bu kez böyle yapmaz ve gemilere binerek direk Filistin kıyılarına çıkarlar. Hiç yıpranmamış bu dev orduların karşısında bir tek kişi durmaktadır. Selahaddin Eyyübi.

Ard Arda Gelen İnsanlık Dersleri:

Şuan önümüzde yatan Aslan yürekli Rişar, Kudüs’ü almak için elinden gelen herşeyi yapacaktır. Defalarca savaşılır, nice planlar, tuzaklar hazırlanır ama Selahaddin Eyyübi tüm bu planları akim bırakacaktır. Fakat Selahaddin Eyyübi’den öğrendiği