• Facebook
  • Twitter
  • İnstagram
  • Youtube
  • Google Plus
Burası Pakistan, Lahor Değil! Belçika, Haselt!

Aralık ayının ortalarındayız. Artık yeni bir yıla girmemize sadece günler kalmış. Bilindik yılbaşı hazırlıkları sürüyor. Birçok televizyon kanalı yine çıldırmışcasına, ülke gündemine incir çekirdeğini doldurmayacak mevzuları konu yapmaya çalışıyorlar. Tabi bu günler aynı zamanda Hacca gidecek mukaddes yolcularımızın uğurlanma günleri. Bende Mekke ve Medine konferansları için bir oraya bir buraya koşuşmaya çalışıyorum.

haselt-2Çocuklarımız İçin Ne Yapabiliriz?

Bir akşam telefonum çaldığında Türkiye’den değil de Avrupa’nın küçük bir ülkesi, tüm ülke nüfusu ancak İstanbul kadar olan bir yerden, Belçika’dan Hidayet Hocamın aradığını gördüm. Selamdan sonra konuya girdi. “Bildiğiniz gibi yılbaşı yaklaşıyor, burada bu günlerin nasıl kutlandığını hepiniz bilirsiniz. Tabi bu eğlencelerden çocuklarımız da ciddi şekilde etkileniyorlar. Yabancılara ait bir kültürü, kendilerine aynı derecede mal etmeye çalışıyorlar. Halbuki bizler, bize ait değerleri ve şuuru onlara kazandırmak istiyoruz. Bu konuda neler yapılabilir?” Evet hocamın sözleri aynen böyleydi. Çocuklarımız için neler yapılabilir? Bu soru kafamda birkaç kez yankılandıktan sonra bir tarihçi olarak düşünmeye başladım. Onlara tarih şuuru vermek için neler yapabiliriz?

haselt-3Birden aklıma Gonca Dergisi’nde 2006 ocak itibari ile yayınlanmaya başlayan Fatih Sultan Mehmet ve hayatı ile ilgili çizgi hikaye kareleri geldi. Evet bu çalışmayı geçen sene yapmıştım. Sebebi ise tüm çocukluğumun aslı astarı olmayan Tommiks ve Teksas’ları okumakla geçmiş olmasıydı. Amerikalıların sahte kahramanlarının olmayan maceraları ile geçmiş bir çocukluk. Halbuki keşke kendi tarihimize ait şeyler de okumuş olsaydım. Ha hiç okumadım demeyeyim. Kendi tarihimiz diye sunulan bazı şeyleri okumuştum.

Burada söylemeye utansam da söyleyeyim. Bu şeyler Karaoğlan çizgi romanları idi. Orta Asyalı bu delikanlı ve babası Baybora. Her önüne gelenle helal haram dinlemeden düşüp kalkan bu kişi bir çocuğa o açık sahneleri ile ne de kötü bir örnekti.

İşte tüm bunlardan dolayı çocuklarımıza okutulmak üzere Fatih Sultan Mehmet ile ilgili bir çalışma yapmıştık. Konular ressamlara tek tek çizdirildi. Önce Gonca Dergisi’nde yayınlanacak, sonra kitap olacaktı. Peki bu karelerle bir Fatih Konferansı neden verilemesindi. Evet işte Belçika’dan gelen bu yardım çağrısı kafamda bu düşünceleri killendirmişti. Hemen hazırlıklara koyuldum. Kısa sürede çocuklara yönelik bir Fatih sunusu hazır hale geldi.

Pakistan’a Yardım:

O günlerde Belçika’dan bir telefon daha aldık. Pakistan’daki depremzedeler için bir yardım kampanyası düzenlenecekti. Bu yardım gecesinde bir şeyler sunmamız isteniyordu. Bu programa Reha Yeprem Bey ile birlikte davet edilmiştik. Severek kabul ettik ve günü gelince de yola çıktık.

haselt-10O akşamı unutamıyorum. Daha ikindiden salon doldurulmaya başlanmıştı. Koca koca afişler hazırlanmış. Üzerlerine büyük puntolarla PAKİSTAN’A YARDIM yazılmış. Saat 17:00 de programın çocuklara hitap eden kısmı başladı. Sunucunun anonsu ile birlikte sahneye çıktım. Fatih Sultan Mehmet’in hayatını karelerle anlatmaya başladım. Salonda çocuklar kadar anne ve babalar da vardı. Onlar da ilgi ile takip ediyorlardı. İşte Fatih’in doğumu, babasının gayretleri ile küçük şehzadenin etrafında pervane olan Akşemseddin’ler, Molla Güraniler ve Molla Hüsrev’ler. Gece yarılarına kadar harita başında İstanbul’un fethini kurgulayan çocuk Fatih.

Yıllar sonra Rumeli Hisarı’nı yaptırırken komutanları ile himmet yapan Fatih. İstanbul’un fethinde şehre girerken kendisine sunulan çiçekleri hocasına veren, Trabzon seferinde, Uzun Hasan’ın annesinin, “Evladım bir Trabzon için değer mi? demesi üzerine -”Bu gayretler din içindir. Değer” deyen ve herkesten gizlediği Roma Seferi yollarında şehit olan bir sultanı hemde Peygamber Müjdesi ile müjdelenmiş bir lideri konuştuk.

haselt-9Bir saatlik bir ara sonrasında Okullarının Bahçesinde Yatan Yiğitler konulu programı yetişkinlere sunmaya çalıştım. Salon gittikçe kalabalıklaşıyordu. Ortalama Beşyüz kişi vardı. Bir kısmı ayakta izlemeye çalışıyorlardı. Programın son yarımsaatinde artık çık çıkmıyordu. Tarihte yaşatmak için yaşayanlar, çevrelerindeki insanlara; eğitim hizmeti vermeye çalışanlar, karınlarını doyuranlar, şifa dağıtanlar konuşuldu. Ve bugünün hizmet kahramanlarına da şöyle bir bakılarak bize ait kısmı noktaladım. Şimdi sahnede Sırlar Dünyası’nın mütevazi sunucusu Sayın Reha Yeprem vardı. Şiirleri ile sahneyi aldı ve bir yere kadar getirdi. Son iki şiiri ile artık salon kopma derecesine gelmişti. Tükürün ve Yokluğunun Ardından.

Lahor’da Cereyan Eden Hadiseler:

İşte ne olduysa bundan sonra başladı. Sahnenin önüne iki tane yardım sandığı getirildi. Halbuki başta bunların hiçbiri planlanmamıştı. İnsanlar programdan sonra dışarıya çıkarlarken gönüllerinden koptuğu kadarı ile sandığa bir şeyler atacak ve bu yardımlar da Pakistan’a gönderilecekti. Sandıkalar ortaya geldikten sonra Reha Bey, 1.Dünya Savaşı’nda biz Çanakkale Cephesinde varlık ve yokluk savaşı verirken çevre Müslüman halkların bize nasıl yardım yaptıklarını bir bir anlatmaya başladı.

haselt-1Özellikle de Hindistan ve Pakistan halkının yaptıklarını. Lahor’da toplanan halka Muhammed İkbal’in söyledikleri. Sonra halkın varını yoğunu o meydana getirerek bir yığın oluşturduklarını. Derken kalabalığın içinde bir kadının elindeki kız çocuğunu çevresindekilere göstererek, -”Yok mu bu çocuğu satın almak isteyen!” diye yalvarışlarını. Yanına gelenlerin sen ne yapıyorsun kadın demeleri üzerine de, -”Benim yardım yapacak hiçbir şeyim yok. Elimde avucumda bu kızımdan başka vereceğim şeyim olmadığı için onu satıp parasını göndermek istiyorum” demesi, ve bir kişinin bu çocuğu satın alıp sonra parası ile birlikte çocuğu da annesine iade etmesini anlattı.

Sahne Önünde Devleşen İnsanımız:

haselt-5Tüm bunlardan sonra da bam teline dokunan şeyden bahsetti Reha Bey. Bir zarf çıkardı. – “Bu salonda birçok kişi bu sandığa bir şeyler atmak istiyor. Fakat bu sandığa ilk konacak yardım bu elimdeki zarfın içindeki 100 Euro olacak dedi. Ve bu paranın hikayesini anlattı. Bu paranın sahibi Belçikada yaşayan genç bir abimiz imiş. Meğer iki gün önce buradaki müdür ağabeymize gelmiş ve hocam birkaç gün sonra yapacağınız programa olur da gelemem, şu parayı alında benim adıma yardım kasasına atıverin.” Demiş. Ve bu hadiseden yarım gün sonra arabası ile giderken kırmızı ışıkta durmuş ve işte tam bu sırada kalp krizi geçirerek vefat etmiş. Bu kardeşimizin defni o gün yapılmıştı. Aynen dediği gibi programa gelememişti. Ama parasını bıraktığı emin eller onu arzu ettiği yere götürüyorlardı. İşte sandığa ilk konulan para bu yardım parası olmuştu. Değerli sanatcımız sonra elini kendi cebine attı ve hatırı sayılır bir meblağı kendi adına sandığa bıraktı. Bu hadise sonrasında salonda birçok insan koşarak sandığa yönelmeye başladılar. 300, 500, 1000, 2000 Euro’lar havada uçuşuyordu adeta.

Reha Abi gelen yardımları yapan kişilerin isimlerini arz etmeye yetişemiyordu. Derken küçük küçük yavrular sahneye çıkıp, o minik minik elleri ile Reha ağabeylerine harçlıklarını uzatmaya başladılar. Sinevizyon’da, Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref’e gönderilen ve Pakistan Devleti resmi sitesinde yayınlanan, Türkiye’den küçük bir çocuğun gönderdiği mektup yansıtıldı. Bu çocuk elindeki tek parası olan bir milyon TL yi nasıl gönderdiğini anlatıyordu.

haselt-4 Burası Pakistan Lahor Değil, Belçika Haselt:

Birden bir ablamız sahneye yaklaştı ve elindeki bileziği Reha Abi’ye uzattı.

Ben sahnenin yan tarafında oturmuş dururken, bu manzarayı görünce tüylerim ürperdi. Sahne çok tanıdıktı! Reha Abi bileziği eline alarak herkese gösterdi. – İşte diyordu bizim insanımızın âlicenaplığı. Sıkıntı anında özverili gayretleri. Sonra nasıl olduysa sahneye başka bilezikler, küpeler, kolyeler ve derken pırlanta yüzükler yağmaya başladı. Gördüklerime inanamıyordum. Hep duyardım böyle yardım eden insanlarımızın destanını ama buna bu derecede ilk kez şahit oluyordum. Reha Abi yorulmuş ve bu manzara karşısında dizlerinin bağı çözülmüş bir halde bana seslendi. Sahneye çağırılıyordum. Zorla doğruldum ve ilerledim. Mikrofon bana uzatıldığında ağzımdan şu sözler dökülüverdi:

haselt-8“Bu manzara bana tanıdık geliyor. Bir zamanlar bize, siz bizim velinimetimizsiniz. Siz ayakta kalmak zorundasınız. İslamın selameti adına siz Türkler özgürlüğünüzü elde etmelisiniz demişler ve neleri varsa göndermişlerdi. İşte şimdi aynı şeyleri bizim onlar için yaptığımızı görüyorum. Bir zamanlar Lahor’da cereyan eden sahneler şimdi burada ortaya konuluyor. Halbuki burası Lahor değil, burası Belçika Haselt. Ama değil mi ki ruh bir inanç bir iman bir mefkure bir, demek ki kalpler de bir atıyor. Bu manzarayı gördük ya artık gam yemeyiz. Ve ecdadımızın o pak nesli olan sizlerin hala aynı yaşatma ruhuyla ayakta olduğunuzu görmek bize gelecek adına umut verdi. Allah hepinizden Razı olsun. ”

Bir tarihçi olarak çok heyecanlanmıştım. O havada uçuşan yüzük ve bilezikler, yeniden özüne dönen bir milletin ayak seslerini duyurmuştu bana. Yeniden dirilmekte olan bir ruhun devleşen silüetini göstermişti. Rabbime nice şükürler edeceğim bir geceydi bu gece.