• Facebook
  • Twitter
  • İnstagram
  • Youtube
  • Google Plus
Bir Yer Düşünün Adı Kudüs Olsun

Bir yer düşünün, dört bir yanı zeytinlik olsun. Yokuş ve tepeleriyle, kır ve kayalık arazisiyle sıradan gözüksün; ama her taşında nice Peygamber (aleyhimü's-selâm) hatırası bulunsun. Geçmişten bugüne semavî din mensuplarının değer verdiği mukaddes bir mekân olsun. Kimilerine göre, Haşir'de dirilişin olacağı, mizanın kurulacağı, hesapların görüleceği, Cehennem vadilerinin oluşacağı, Sırat köprülerinin inşa edileceği bir zemin olsun.




Bir yer düşünün... Hz. İbrahim'in (aleyhi's-selâm) dolaştığı, ailesi Hz. Sara ile ikamet ettiği, büyük meleklerin kendisine çocuk müjdelediği bir yer olsun. Bu yer, Allah (celle celâlühü) Dostu'nun bu dünyaya veda ederken, "Buralarda kalmalıyım." diyerek tarlası içindeki mağarayı kabir yeri olarak işaret buyurdukları, bereketiyle dört bir yanı saran, kapısından hiç kimsenin boş çevrilmediği bir belde olsun. Bu yer, ileri yaşında ötelerden bebek müjdesi alan Hz. Sara'nın tebessüm ettiği ve bu yüzden oğluna İshak (gülen) isminin verildiği, babası gibi hizmet veren Hz. İshakların (aleyhi's-selâm) yetiştiği bir mekân olsun. Bu yer, Mısır'a kadar uzansalar da, "Aman dedelerimizin yakınında olalım!" hassasiyetiyle, Hz. Yakub ve Hz. Yusuf Aleyhi's-selâmlarla şereflenen bir toprak olsun.

Bir yer düşünün... Bu, Hz. Musa'nın (aleyhi's-selâm) parmağıyla uzaktan işaret ettiği, Talut'un almak için kendini yiyip bitirdiği, Hz. Yuşa'nın (aleyhi's-selâm) içine adamlar saldığı, Hz. Davut'un (aleyhi's-selâm) demir dövüp, dev Calutları devirdiği bir yer olsun. Hz. Süleyman'ın (aleyhi's-selâm) yeryüzünün başşehri hâline getirdiği, etrafını surlarla çevirip büyük mabedini inşa ettiği, ins ve cinni yönettiği, Babil sürgünü sonrası Hz. Üzeyir'in (aleyhi's-selâm) bineğiyle birlikte canının alındığı bir mekân olsun. Bu yer, Hz. Zekeriya'nın (aleyhi's-selâm) vaazlar verdiği ve kanının döküldüğü, Hz. Yahya'nın (aleyhi's-selâm) ukba endişesiyle ağladığı bir mekân olsun. Hz. Meryem Validemiz'in odasındaki mihraba Cennet'ten sahan sahan meyvelerin getirildiği, babasız bir mukaddesi dünyaya getirdiği bir belde olsun. Bu yer, Hz. İsa'nın (aleyhi's-selâm) doğar doğmaz dile geldiği, sokaklarını adımladığı, bağ ve bahçelerinde Havarileri ile sohbet ettiği ve yüce davet gelince de, "Emrin, başım üstüne!" diyerek göğe yükseltildiği kutlu bir şehir olsun. 

Bir yer düşünün... Bu yer, önce Babillilerin, ardından Romalıların yakıp yıktığı, bütün mukaddesatı ayaklar altına alarak üzerlerine pagan tapınaklar yaptığı, tek bir Allah'a (celle celâlühü) inanan insanları sürüp çıkardığı, bütün putlar gibi onların da putlarının devrilme zamanında Konstantinlerin ve Helenaların gelerek Hz. İsa'nın (aleyhi's-selâm) izini aradıkları bir yer olsun. 

Bir yer düşünün... Bu yer, İslâm'ın ilk kıblesi, Hz. Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) Burak üzerinde Mekke'den geldiği ve üzerinden göklere yükselerek Cemalullah ile karşılaştığı, Mi'rac basamağı, Sahabeler (r.anhüm) durağı, Evliyalar ziyaretgâhı bir yer olsun. Bu yer, tasavvufta Allah'a (celle celâlühü) yaklaşmak için en önemli mekânlardan biri sayılan, gök ile yer arasında perdenin inceldikçe inceldiği yer olsun. Bu yer, Hz. Ömer'in (ra), dünya ayaklarının altına serilmişken, fethinde anahtarını teslim almak için, tâ Medine'den yarı yayan geldiği, Selman-ı Fârisî gibi Sahabeler ile Rabiatü'l-Adeviye gibi Tabiinlerin çadır kurup yerleştiği, İmam Gazali'nin ders okuttuğu, nice âlim ve ârifin Allah'a (celle celâlühü) yaklaşmak için cehdettikleri bir mekân olsun. 

Bir yer düşünün... Burası, Emevilerin kendilerine başşehir yapmak için uğraştıkları, Mi'rac basamağı muallâk kayasını tonlarca altınla kaplattıkları, Mescid-i Aksa'yı mozaiklerle donattıkları bir yer olsun. 

Bir yer düşünün... Huzur ve selâmet günlerinde Selçuklu ve Artukluların uğradığı, Abbasilerin inkisar günlerinde de Anadolu'nun imdada yetişip sahip çıktığı bir yer olsun. Bu yer, Haçlıların almak için her yolu denediği, alınca sokaklarından günlerce kan akıttığı, zulmün her köşe başında kol gezdiği ve bağnazlığın ayyuka çıktığı bir belde olsun. 

Bir yer düşünün... Bu yer, kurtarmak için nice yiğidin seferber olduğu, Harput'tan Balak Gazi'nin Urfa, Antakya ve Kudüs krallarını yenip, Harput Kalesi'ne hapsettikten sonra "Hele bir seni kurtaralım." diyerek yollara düştüğü, ama Menbiç Kalesi kuşatmasında kalbine isabet eden bir ok ile uğruna şehit olduğu bir nebiler mekânı olsun. Esarette kalması sebebiyle Nureddin Zengi'nin yıllarca gözüne uykunun girmediği, Mescid-i Aksa'sının minberlerini bile hazırlatıp kurtuluşunu hasretle beklediği, mânevî oğlu Selâhaddin'in bu işgal karşısında saraylara girip rahat etmeyi haram saydığı, kurtarılıncaya kadar tebessümü kendine yasakladığı bir yer olsun. Nihayet Selâhaddin tarafından kurtarılan, camileri yeniden ibadetgâh, tekkeleri zikirhâne ve medreseleri ilim yuvasına döndürülen, güllerin bitmeye, bülbüllerin ötmeye başladığı bir yer olsun. 

Bir yer düşünün... Bu yer, Moğol birliklerinin hayâsız bir akınla Orta Asya'dan kopup geldiği, on binlerce kilometre boyunca hiçbir engel tanımadığı, karşılarına kölelikten sultanlığa yükselmiş; ama Allah'ın (celle celâlühü) kölesi olduğunun idrakinde bir Memlük Sultanı'nın çıktığı ve onları yere serdiği bir yer olsun. İslâm sanatının zirvesine çıkmış toplumun; Baybarsları, Kalavunları ve Kayıtbayları ile nakış nakış süslediği, sebillerden medreselere, Dârü'l-kurralardan camilere kubbe kubbe donattığı bir mekân olsun. 

Bir yer düşünün... Bu yer, Avrupa'nın tarihî hınç ile Kızıl Deniz'den geçerek mukaddes topraklara yüklendiği o günlerde, İstanbul'dan kopup gelen bir yiğidin ve onun kutlu ordusunun eliyle "Artık ben bir Osmanlı'yım!" diyen bir yer olsun. Osmanlı olduktan sonra çiniler ve cumbalarla bezenen, Kanunî'nin surlar ve çeşmelerle, Hürrem Sultan'ın imaret ve medreselerle, Kâsım Paşa ve Sultan Hamid'in şadırvanlarla süslediği bir belde olsun. Bu yer, üzerindeki muallâk taşında nakşolmuş Peygamber izinin kalıbını çıkarıp bunu başları üzerinde sorguç diye taşıyacak kadar izin sahibine hürmet gösteren sultanların yönettiği bir şehir olsun. 

Bir yer düşünün... Bu yer, Siyonistlerin: "Orayı verin borçlarınızı sıfırlayalım." teklifine karşı Sultan Hamid'in kükreyip: "Kan ile alınan para ile satılmaz, et tırnaktan ayrılmaz." diyerek, ne kadar önem verdiğini gösterdiği bir yer olsun. Bu yer, 1. Dünya Savaşı'nda müttefikimiz olan Avusturya'nın başşehrinde, zafer çanlarının İngiliz generali Allenby'nin Kudüs'e girmesinin kutlanmak gayesiyle çalındığının öğrenilmesiyle Mehmet Akif'in şahsında milletçe içimize ızdırap olup dökülen bir belde olsun. 

"Orada bir yer var uzakta, o yer bizim yerimizdir. Gidemesek de, ızdırabını dindiremesek de, o yer, nice Peygamber hatırasıyla süslü, ecdat eserleriyle bezeli, hâlâ bizim hoşgörülü idaremizi özleyen ve gözlerini dikmiş yollarımızı gözleyen bir yerdir..."